www.morsoz.com
Çalakalem Morsöz E-Edebiyat Dergisi'nin Ocak 2009 Sayısı Yayında!
Okuyun/İndirin/Saklayın/Dağıtın
Ç.M.
Çalakalem Morsöz
vuslat'a dair
her dem her an vuslatı sonumun
gel sarıl
çaresi yok senden başka boynumun
kokusu gibi ömre bedel ruhunla
gecesi gündüzü vuslat kapar gözlerimi buluşurum
sönmez bu alev yakar elbet bir adım at yeter eteklerine tutuşurum..
gel sarıl
çaresi yok senden başka boynumun
kokusu gibi ömre bedel ruhunla
gecesi gündüzü vuslat kapar gözlerimi buluşurum
sönmez bu alev yakar elbet bir adım at yeter eteklerine tutuşurum..
Etiketler:
vuslat-S.Sorgun
sibel@kanal1.com.tr
Kanal1haberin birkaç gündür tekrarla verdiği bir haberin, aslında yaşadıklarından pek de haberdar olmayan kahramanının adı, Sibel! Durum özetle şöyle:
Sibel kızımız ailesiyle birlikte yurdun herhangi bir köyünde yaşamakta. Bu köyü ötekilerle aynı yapan şey okulu olmaması… Buraya kadar anormal bir şey yok, zira birçok köyümüzde çeşitli nedenlerle okul olmadığını biliyoruz. Sık sık konu ediliyor farklı hikâyeler haber bültenlerinde. Bu kez hikâye ‘köy’ üzerinden değil, son zamanların modası olaraktan, Sibel, yani tekil şahıs üzerinden işleniyor. Kız, kameralar karşısında, bir yıl şehirde okuduğunu, ancak hem maddi imkânsızlık ve hem de ailesine olan büyük özlemi nedeniyle geri döndüğünü anlatıyor. Daha küçücük, çocuk yaşta bir kız Sibel! Üzerinde önlüğü, evlerinin bir odasını-hatırladığım kadarıyla- sınıf yapmış, topu topu bir yılda öğrenebildiği kadarıyla ‘okuma yazma’ öğretiyor toparlayabildiği kadar oyun arkadaşına. Öğretmencilik oynuyor; öğretmenlerden daha öğretmen olmayı başarıyor. ‘Kimse bize burada okul yapmadı.’ diyor. Ve ağlıyor. Biraz daha ağlıyor. Az biraz daha; yüzünü kapıyor elleriyle, gözyaşlarını saklıyor ve gerisi ‘çokbilmiş’ habercilere kalıyor. ‘O okul yapılacak, ağlama kara gözlüm’ deniyor. Tabi fonda tanıdık manzaralarla müzikler eşlik ediyor sürece. Sibel ağlıyor. Telefon numaraları veriliyor, ha bir de e-mail, iletişim için. Yardım etmeye niyetlenenleri yönlendirmek için! ‘Santralimiz senin için kilitlendi’ diye yazıyor bantta az sonra. Kendilerinden eminler; o okul yapılacak.
Doğrudur, yaparız biz o okulu. Yardımsever o kadar zenginimiz var ki! Ama nedense yardım etmek için hep böylesi haberleri bekleriz. Sözde yardım haberleri, programlarıdır bunlar. Sırf izlenme oranını, reytingi artırma adına dramatize etme çabasında, seçtikleri ‘kahraman’lara olumsuz ve kötü şartlar içerisinde oluşlarını, yokluklarını, programın hazırlık aşamasında, kendileri gerekli-gereksiz tüm malumata sahip olmalarına rağmen, kameralar önünde sanki bilmiyorlarmış gibi, bilmem kaçıncı kez söyletirler. Kameralar önünde binler ve belki de milyonların izleyeceğinin kuvvetle muhtemel bilincinde mağdurların, yardıma muhtaçların, ihtiyaç sahiplerinin söyletilmesi, tüm bunları sözde içleri acıyarak dinleyen haberci-sunucuların yapaylıkları ne de büyük bir bencilliktir! Annesinin yahut babasının öldüğünü bile bile, ikinci, üçüncü, dördüncü, sonsuzuncu ‘acı kez’ soran, muhakkak ya cevap, ya gözyaşı isteyen o ‘bilinçliler’ var yaa… Hem yardım edenin, hem yardım edilenin fişlendiği o programlar ve aslında her şeyin senaryo dahilinde olması, böylesi bir durumda metin yazarlarının kullanılması! ‘Siz bu evde mi kalıyorsunuz? Siz buna ev mi diyorsunuz?’ diye, hiçbir bilinç sahibinin anlam ve onay veremeyeceği sorular yönelten…
Bir kızı kameralar önünde ağlatmanın ne anlamı var Allah aşkına? Sibel’e köylerinde okul olmadığını, öğretmenleri olmadığını defaatle söyletmenin… Annesi ölmüş bir çocuğa, kameralar önünde ‘Annen öldü mü senin?’ diye sormanın ne mantığı var? Zaten fazlasıyla ağladıkları bir hayatları olduğu için yardım edilmesini istedikleri bu insanları kameralar önünde, herkeslerin önünde bir kez daha ağlatmanın gereği nedir? Doğrudur, haklısınız! Bizim toplumumuz anca o zaman elini cebine atar! Öncelikle gözpınarları ağlamaktan kurumaya yüz tutmuş bir kahraman olacaktır ve tabi ihtiyaç ve yardımın tanımlanmasıyla, sürecin tüm-öteki adımları ekranlar önünde gerçekleşmelidir. Misal; önce Sibel ağlayacak, ‘okulumuz, öğretmenimiz yok’ diyecek televizyonda, sonra bir işadamı arayacak ‘ağlama Sibel, okulunu ben yapacağım’ diyecek. Okulun yapım aşaması gene milyonlarla paylaşılacak. Mümkünse bir süre sonra, ‘okullu olmuş’ Sibel canlı yayın konuğu olacak. Ve ‘ağabey’lerine sonsuz teşekkür edecek. Ve tabi biz oturduğumuz yerden, koltuklarımızdan yardım gibi, vicdani duygularımızdan birini tatmin etmiş olacağız bir süreliğine. Ta ki yeni bir hikâye ile meşgul edileceğimiz güne dek! Herkesin malumudur ülkenin dört bir yanında şu asra rağmen, okul da neymiş, susuz köylerin olduğu! Kişi başına düşen milli gelir İstanbul’da çıtayı aşıyorken, Anadolu’nun karnı açlarla dolu olduğunu bilmiyor muyuz zaten? Su ya da su kaynaklı hastalıklardan, susuzluktan her gün yüzlerce çocuğun çoğu sömürge devletlerde öldüğünü bilmiyor muyuz? Yetimlerimizin, öksüzlerimizin, yaşlılarımızın, engellilerimizin farkında değil miyiz sanki? Her gün onlarcası ile göz göze gelmiyor muyuz? Dediğim gibi, el açmadan bunların hiçbirine yardım etmeyiz biz! Önce el açacak, yardım dileyecek, dilenecek; sonra uluorta, anonslar ederek elimizi cebimize atacağız. Mümkünse yanımıza birkaç da şahit alacağız. Dilenildiği halde yardım etmek o kadar tatmin eder ki bizi, ülkede dilencilik meslek olmuştur. Asıl ihtiyacı olanlar boyunlarını bükmüş, Allah’a sığınmıştır. Şansı varsa, bir yardım programına kahraman olmaktan kurtulur!
Devletin farkında olmasına rağmen el atmadığı ya da nadir durumlarda istese de atamadığı ihtiyaçlar bu şekilde daha çok sömürülür. Rencide edilen daha çok kahramanımız olur. Televizyon kanalları, haber programları bu sorunları zaman ve mekân ile işlemelidir; kahramanlar olabildiğince ikinci planda tutulmalıdır. Gözyaşı akıtmadan yardım etmesi gerektiği gerçeği aşılanabilmelidir muktedirlere. Bir kızı ‘okulumuz yok’ diye ağlatmak yerine, ‘köylerimizde okul sorunları’ ele alınmalıdır. Adı da yardım değil; ‘GÖREV’ olmalıdır!
Sibel kızımız ailesiyle birlikte yurdun herhangi bir köyünde yaşamakta. Bu köyü ötekilerle aynı yapan şey okulu olmaması… Buraya kadar anormal bir şey yok, zira birçok köyümüzde çeşitli nedenlerle okul olmadığını biliyoruz. Sık sık konu ediliyor farklı hikâyeler haber bültenlerinde. Bu kez hikâye ‘köy’ üzerinden değil, son zamanların modası olaraktan, Sibel, yani tekil şahıs üzerinden işleniyor. Kız, kameralar karşısında, bir yıl şehirde okuduğunu, ancak hem maddi imkânsızlık ve hem de ailesine olan büyük özlemi nedeniyle geri döndüğünü anlatıyor. Daha küçücük, çocuk yaşta bir kız Sibel! Üzerinde önlüğü, evlerinin bir odasını-hatırladığım kadarıyla- sınıf yapmış, topu topu bir yılda öğrenebildiği kadarıyla ‘okuma yazma’ öğretiyor toparlayabildiği kadar oyun arkadaşına. Öğretmencilik oynuyor; öğretmenlerden daha öğretmen olmayı başarıyor. ‘Kimse bize burada okul yapmadı.’ diyor. Ve ağlıyor. Biraz daha ağlıyor. Az biraz daha; yüzünü kapıyor elleriyle, gözyaşlarını saklıyor ve gerisi ‘çokbilmiş’ habercilere kalıyor. ‘O okul yapılacak, ağlama kara gözlüm’ deniyor. Tabi fonda tanıdık manzaralarla müzikler eşlik ediyor sürece. Sibel ağlıyor. Telefon numaraları veriliyor, ha bir de e-mail, iletişim için. Yardım etmeye niyetlenenleri yönlendirmek için! ‘Santralimiz senin için kilitlendi’ diye yazıyor bantta az sonra. Kendilerinden eminler; o okul yapılacak.
Doğrudur, yaparız biz o okulu. Yardımsever o kadar zenginimiz var ki! Ama nedense yardım etmek için hep böylesi haberleri bekleriz. Sözde yardım haberleri, programlarıdır bunlar. Sırf izlenme oranını, reytingi artırma adına dramatize etme çabasında, seçtikleri ‘kahraman’lara olumsuz ve kötü şartlar içerisinde oluşlarını, yokluklarını, programın hazırlık aşamasında, kendileri gerekli-gereksiz tüm malumata sahip olmalarına rağmen, kameralar önünde sanki bilmiyorlarmış gibi, bilmem kaçıncı kez söyletirler. Kameralar önünde binler ve belki de milyonların izleyeceğinin kuvvetle muhtemel bilincinde mağdurların, yardıma muhtaçların, ihtiyaç sahiplerinin söyletilmesi, tüm bunları sözde içleri acıyarak dinleyen haberci-sunucuların yapaylıkları ne de büyük bir bencilliktir! Annesinin yahut babasının öldüğünü bile bile, ikinci, üçüncü, dördüncü, sonsuzuncu ‘acı kez’ soran, muhakkak ya cevap, ya gözyaşı isteyen o ‘bilinçliler’ var yaa… Hem yardım edenin, hem yardım edilenin fişlendiği o programlar ve aslında her şeyin senaryo dahilinde olması, böylesi bir durumda metin yazarlarının kullanılması! ‘Siz bu evde mi kalıyorsunuz? Siz buna ev mi diyorsunuz?’ diye, hiçbir bilinç sahibinin anlam ve onay veremeyeceği sorular yönelten…
Bir kızı kameralar önünde ağlatmanın ne anlamı var Allah aşkına? Sibel’e köylerinde okul olmadığını, öğretmenleri olmadığını defaatle söyletmenin… Annesi ölmüş bir çocuğa, kameralar önünde ‘Annen öldü mü senin?’ diye sormanın ne mantığı var? Zaten fazlasıyla ağladıkları bir hayatları olduğu için yardım edilmesini istedikleri bu insanları kameralar önünde, herkeslerin önünde bir kez daha ağlatmanın gereği nedir? Doğrudur, haklısınız! Bizim toplumumuz anca o zaman elini cebine atar! Öncelikle gözpınarları ağlamaktan kurumaya yüz tutmuş bir kahraman olacaktır ve tabi ihtiyaç ve yardımın tanımlanmasıyla, sürecin tüm-öteki adımları ekranlar önünde gerçekleşmelidir. Misal; önce Sibel ağlayacak, ‘okulumuz, öğretmenimiz yok’ diyecek televizyonda, sonra bir işadamı arayacak ‘ağlama Sibel, okulunu ben yapacağım’ diyecek. Okulun yapım aşaması gene milyonlarla paylaşılacak. Mümkünse bir süre sonra, ‘okullu olmuş’ Sibel canlı yayın konuğu olacak. Ve ‘ağabey’lerine sonsuz teşekkür edecek. Ve tabi biz oturduğumuz yerden, koltuklarımızdan yardım gibi, vicdani duygularımızdan birini tatmin etmiş olacağız bir süreliğine. Ta ki yeni bir hikâye ile meşgul edileceğimiz güne dek! Herkesin malumudur ülkenin dört bir yanında şu asra rağmen, okul da neymiş, susuz köylerin olduğu! Kişi başına düşen milli gelir İstanbul’da çıtayı aşıyorken, Anadolu’nun karnı açlarla dolu olduğunu bilmiyor muyuz zaten? Su ya da su kaynaklı hastalıklardan, susuzluktan her gün yüzlerce çocuğun çoğu sömürge devletlerde öldüğünü bilmiyor muyuz? Yetimlerimizin, öksüzlerimizin, yaşlılarımızın, engellilerimizin farkında değil miyiz sanki? Her gün onlarcası ile göz göze gelmiyor muyuz? Dediğim gibi, el açmadan bunların hiçbirine yardım etmeyiz biz! Önce el açacak, yardım dileyecek, dilenecek; sonra uluorta, anonslar ederek elimizi cebimize atacağız. Mümkünse yanımıza birkaç da şahit alacağız. Dilenildiği halde yardım etmek o kadar tatmin eder ki bizi, ülkede dilencilik meslek olmuştur. Asıl ihtiyacı olanlar boyunlarını bükmüş, Allah’a sığınmıştır. Şansı varsa, bir yardım programına kahraman olmaktan kurtulur!
Devletin farkında olmasına rağmen el atmadığı ya da nadir durumlarda istese de atamadığı ihtiyaçlar bu şekilde daha çok sömürülür. Rencide edilen daha çok kahramanımız olur. Televizyon kanalları, haber programları bu sorunları zaman ve mekân ile işlemelidir; kahramanlar olabildiğince ikinci planda tutulmalıdır. Gözyaşı akıtmadan yardım etmesi gerektiği gerçeği aşılanabilmelidir muktedirlere. Bir kızı ‘okulumuz yok’ diye ağlatmak yerine, ‘köylerimizde okul sorunları’ ele alınmalıdır. Adı da yardım değil; ‘GÖREV’ olmalıdır!
Etiketler:
sibel-C.Albayrak
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



